LÜTFÜ ELVAN TBMM kürsüsünden tüm Türkiyeye seslendi

LÜTFÜ ELVAN TBMM kürsüsünden tüm Türkiyeye seslendi
Ak parti iktidarları öncesi alışkanlıklar tamamıyla tarihe gömülmüştür.
TBMM’nde devam eden bütçe görüşmelerinin son gününde, şahsı adına söz alan Karaman Milletvekili ve Türkiye –AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lütfi Elvan, iktidarları döneminde her konuda devrim niteliğinde işler yapıldığını ve AK Parti öncesi alışkanlıkların artık tarihe gömüldüğünü dile getirdi.
 
2011 yılı bütçe görüşmelerinin son gününde, bütçenin geneli üzerinde yapılan konuşmalar sırasında şahsı adına söz alarak görüşlerini açıklayan Elvan;
 
‘İktidara geldiğimiz günden bugüne kadar, halkımızın refah düzeyinin yükseltilmesi, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşaası için kalıcı, dengeli, sürdürülebilir bir büyüme politikası izledik’ dedi.
 
Türkiye’nin, 2003-2007 döneminde ortalama yüzde 7 oranında büyüme gerçekleştirdiğini ve 2008-2010 döneminde süratle toparlandığını dile getiren Elvan, ‘Büyümenin altyapısı sağlam olmasaydı, bu hızda toparlanmamız mümkün olmadığı gibi, üst üste 28 çeyrek ve bu yıl da yaklaşık yüzde 8 oranında büyümemiz mümkün olmazdı’ dedi.
Elvan konuşmasının devamında;  
 
‘Tabii ki büyümenin oranı kadar, kalitesi de önemlidir. Biz, gelir dağılımını bozan, bölgelerarası gelişmişlik farkını artıran bir yaklaşım benimsemedik. Biz, bazı ülkelerdeki gibi, temel insan haklarını baskı altında tutarak, emeği istismar ederek büyümedik. Biz, özgürlük alanını genişleterek büyüdük.
Bugün, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere, dünyada birçok ülkenin büyüme potansiyeli düşmüştür. Küresel krize rağmen izlemiş olduğumuz politikalar ve almış olduğumuz önlemlerle büyüme potansiyelimiz düşmemiştir. Uluslararası kuruluşlar, OECD ülkeleri arasında en yüksek büyüme potansiyeline sahip ülkeler arasında Türkiye’nin bulunduğunu ve 2013 sonrası Türkiye’nin çift haneli büyüyebileceğini ifade ediyor.
 
Eğer büyümeyi sağlam temeller üzerine oturtmazsanız, büyüme potansiyelinizi muhafaza etmeniz ve uluslararası kuruluşların bu tür tahminlerde bulunmaları mümkün değildir. Biz iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar, parasal genişleme ile şişirilmiş, enflasyonist, yapay bir büyüme geçekleştirmedik.  Kalıcı, sürekli, dengeli ve güçlü bir büyüme performansı gerçekleştirmek üzere politikalarımızı dizayn ettik. Bizden önceki hükümetlerin yaptığı gibi, enflasyonist, talep yönlü bir yaklaşım benimsemedik. Aksine, bütçe disiplini sağlayarak büyüdük
Büyüme stratejimiz, finansal sektörler veya sıcak para üzerine değil, aksine reel sektör üretimi ve yatırımları üzerine kurulmuştur. Türkiye’de büyümenin lokomotifi, özel sektör tüketimi ve yatırımları olmuştur. Bakın, 2003-2009 döneminde büyümeye en yüksek katkı özel sektör sabit sermaye yatırımlarından gelmiştir. Biz; yatırım ortamını iyileştiren, özel kesimin dinamizmini ortaya çıkaran, insanları tembelleştirmeyen, çalışanın kazanacağı, çalışanla birlikte milletin de kazanacağı ekonomi politikaları benimsedik.
 
Uzun vadeli bakarak kapsamlı ve kaliteli bir büyüme politikası ortaya koyduk.
-özgürlük alanını genişleten
-sosyal devlet anlayışını yerleştiren
-eğitim-işgücü ilişkisini güçlendiren
-ar-ge, yenilikçilik yatırımlarına ağırlık veren
Politikalarımıza halkımızın güçlü bir şekilde sahip çıkması bizim kararlılığımızı daha da artırmaktadır.
 
Devletin görevi, fabrika yapıp işletmek değildir dedik.
Devletin görevi, fabrika yapacaklara altyapı hazırlamaktır. İş ortamını ve rekabet ortamını geliştirmektir dedik ve yaptık.
Ancak, Ana muhalefet tarafından Güneydoğu’da devletin fabrika yapıp işleteceği ifade ediliyor.
Siz herhalde bu alanda dünyadaki başarısız uygulamaları görmediniz, duymadınız, okumadınız.
Gidin, İtalyanları bir dinleyin.
Onların da geri kalmış bölgeleri vardı.
Milyarlarca euroyu toprağa gömdüler.
Hiçbir fabrikayı işletemediler.
Kurulan ve atıl kalan bu tesisler literatüre “çöldeki kathedraller”  olarak geçti.
Çağdaş bir devlet düzenleyicidir, denetleyicidir. Çağdaş bir devlet, özel kesim için uygun bir yatırım iklimi oluşturur. Halkın önündeki engelleri kaldırır.  Çağdaş bir devlet, eğitimden sağlığa ulaştırmadan güvenliğe kadar heralanda altyapı yatırımlarına yoğunlaşır. İşte biz bunu yaptık ve yapmaya devam edeceğiz.
 
Küresel kriz sonrası, dünyada uygulanan ve alınan önlemlere baktığımızda, en başarılı ülkelerden birisi Türkiye olmuştur. Artık uluslararası kuruluşlar, küresel yatırımcılar, sanayicilerimiz, üreticilerimiz hükümetimize karşı büyük bir güven duymaktadırlar.
Bakın sadece son iki ayda dış basında çıkan bazı haber/yorum başlıklardan bazıları;
“Türkiye, bölgesel süper güç olma yolunda güvenle ilerliyor”
“Türkiye, 10 yıl sonra Avrupanın en güçlüsü.”
“Türkiye, küresel düzeyde rekabetçi bir otomobil merkezine dönüşüyor”
“Türkiye, 2010 yılında Avrupa’da en hızlı büyüyen ülke olacak”
“Türkiye’de altın bir dönem yaşanıyor.”
“Finansal krizin en büyük galiplerinden biri Türkiyedir.”
 
1999-2002 döneminde dış basında çıkan bazı başlıklar ise insanı derin bir üzüntüye sokan başlıklardır.
“Türkiye’de kargaşa”
“Türkiye’de krizin nedeni, bürokratlar değil politikacılar”
“Yıllardan beri Türkiye, ancak muz cumhuriyetlerine yakışır enflasyon oranlarıyla yaşadı”
“Türkiye’de 3 ay içinde ikinci büyük kriz”
Bunların tamamı Türkiye’yi küçük düşürücü ve o dönemde Türkiye’nin ne halde olduğunu gösteren ifadeler.
 
Muhalefet tarafından çok eleştirilen Bütçenin şeffaflığı konusuna gelince:
Evet, bütçeler şeffaf olmalıdır, gerçekçi olmalıdır, topluma güven vermelidir, kamu parası yani milletin parasının nereye harcandığı açıkça bütçede gösterilmelidir. Biz, kamu bankalarını, bütçenin bir yan unsuru olarak kullanarak, bankalara görev zararı gösterip sonra da faturasını millete ödetmedik. Birçok yasal düzenleme yaparak, yapılacak olan tüm harcamaları açıkça bütçede gösterdik. Böylece hesap verebilir ve şeffaf bir bütçe oluşturduk.
 
Peki, AK Parti İktidarı öncesi nasıldı?
Bütçede çiftçiye, esnafa ödenecek para yoksa kolayı vardı. Ziraat Bankasına talimat ver, çiftçilerin ödemesini gerçekleştir, Halk Bankasına talimat ver, esnafa yapılacak ödemeleri gerçekleştir. Peki, bu paralar bütçede var mıydı? Hayır yoktu. Ya ne oldu.  Görev zararı yazıldı. Peki, sonunda ne oldu?
2001 yılında Halk bankasının görev zararı 11 katrilyon, Ziraat bankasının görev zararı 12 katrilyon liraya ulaştı.
Peki, bunun faturasını kim ödedi?
Millet ödedi.
Bizim bütçemizin şeffaf olmadığını söyleyenlere şu soruyu da sormak istiyorum.
AK Parti öncesi yıllarca Hazinenin dış borç hesaplarına Sayıştayca neden uygunluk verilmedi? Acaba dış borç hesabının tutulmasında, kullanılmasında şeffaf olmayan hususlar mı bulunuyordu?
Ama artık, şimdi her şey şeffaf.
Hazinenin web sitesine girin.
Günlük, haftalık, aylık, yıllık verilere şeffaf bir şekilde ulaşın.
Artık AK Parti iktidarları öncesi alışkanlıklar tamamıyla tarihe gömülmüştür.
Artık ülkemizde, şeffaf, hesapverebilir ve çağdaş bir yönetim anlayışı hâkimdir.
AK Parti iktidarının atmış olduğu sağlam temeller üzerine, güçlü Türkiye’nin inşaasına, halkımızın refah düzeyinin yükseltilmesine hep birlikte devam edeceğiz.
Cumhuriyetimizin 100. yılında da, ülkemizin, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesini yine hepbirlikte sağlayacağız.